Apartman Sohbetleri #2 #3 #4 #5..

Bu aralar kafamı kaşıyacak vaktim yok resmen, inanılmaz yoğun bir süreçten geçiyorum iş hayatımla alakalı. Cuma gününe kadar da böyle olacak. Ancak bloğu özlediğim ve biraz kafa dağıtmak istediğim için uğrayayım ve sorulara kaldığım yerden devam edeyim dedim. Belki henüz kimse anlamamıştır yokluğumu ben de bir yerinden bir şekilde sızarım ve siz sevgili sevenlerimle buluşurum dedim. ^.^

He bu arada bloğun teması yenilendi. Daha sade biraz daha minimal bir şeyler olsun istedim. Genelde sıkıldıkça tasarımıyla oynuyorum ama bu içime sindi gibi. Siz de beğendiniz mi bakalım? :)
Asıl haberi de vereyim, artık yeni adresim mutlukeci.net üzerinden de takip edebilirsiniz beniiii. Kimse almadan alayım dedim adresi önce wordpress'te kullanırım demiştim ama wordpressi çok sevemeyince buraya entegre ettim. Daha akılda kalıcı ve kolay oldu. Belki bir kartvizit de yaptırırım bu şekilde haha şaka şaka.




Gelelim sorulara...


2. Çocukluk eğlencen neydi?

Çocukluk eğlencem dedektifçilik oynamaktı! :) Her zaman araştırmacı ve meraklı bir yapım vardı ve bende bu özelliklerimi heba etmek istemedim tabi. Mesela sokakta gördüğümüz yabancıları takip eder bu adamda bir şey var çok şüpheli diyerek senaryolar uydururduk kendimizce. Hayal gücüm o zaman da harikalar yaratıyordu evet. Arada kendimizi fazla kaptırıp insanlardan azar işittiğimiz de olurdu tabi. Şöyle bir sahneyi gözünüzün önüne getirince hak verebilirsiniz. 3 tane yaramaz sinsi sinsi arkanızda yürüyor, gülüşüyor ve sizin hakkınızda konuşuyor.. Evet eğlence işte. Bir diğer keyif aldığımız şey ki bunu genelde kuzenlerle oynardık ve annelerimiz biraz kızardı. Evin içinde oynanabilecek en atraksiyonlu oyunlarda ilk 5'e girer kesinlikle. :) Hepimizin bir süper gücü olurdu ve biri ortada yani yerde olur diğerleri bu süper güçlerini kullanarak koltuktan koltuğa atlayarak kaçmaya çalışırdı yerdeki canavardan. :)
Hazır itiraf ediyorken ve hızımı almışken devam ediyorum şimdi söyleyeceğim şeyi eminim birçoğunuz aa evet ya diyerek hatırlayacaksınız. Ben ortaokuldayken ilkokul da olabilir pembe diziler çok meşhurdu. Hani şu Brezilya dizileri. O dönemlerde atv kanalında da akşamüstü saat 6 sularında Rosalinda dizisi olurdu. Kimler hatırladı el kaldırsın? :) Biz kardeşimle resmen koşar adım okuldan çıkar -okul evimize çok yakındı- hızlıca eve gelir çantaları atar önlüğü çıkarmadan diziyi izlemeye başlardık. Çok seviyordum yahu ama nasıl sevgi o jenerik bile inanılmaz mutlu ediyordu. :)


3. Yedi yaş pantolonunu bulsak cebinden ne çıkardı?

Tebeşir...!
Evet, evet bu soruyu biraz düşündüm evet taso diyebilirdim ya da benim de peçete koleksiyonum vardı hatta bir ara annelerimize özenip havlu kenarı bile örmüştük kız çocuklarıyla. :))
Ama benim için en hatırda kalan anı tebeşir olmuş. Çünkü ben çocukken ilkokul öğretmenine hayran çocuklardan biriydim. Büyük ihtimalle bu yazıyı görmeyecek ama hayattaki en önemli rol modellerimden birisidir kendisi. Çocukken çok çalışkan, çok azimli bir çocuktum. Öğretmenimin beni sevmesi dünyanın en güzel şeylerinden biri gibiydi adeta. Sınıfta hep rakiplerim olurdu. Mesela bir soru sorduğunda cevabı başka biri söylerse yani beni seçmezse hemen küsüyordum ve parmak kaldırmıyordum bilerek hocamız da anlayıp gönlümü almak için bana söz hakkı veriyordu sonraki sorularda. İlkokul öğretmenliği ne zor yahu şimdi düşündüm de. :) Neyse işte ben de ufakken öğretmenime çok özenir evde annemin bir çantasını ve topuklu ayakkabılarını giyer odamda kendi başıma öğretmencilik oynardım. :)) Bu oyunun ana kuralı tek başına olmak. Kendime yoklama defteri bile yapmıştım. Tek tek isimleri söyleyip yoklama alıyordum önce, sonra elbise dolabının üzerine sınıftan aldığım tebeşirlerle bir şeyler yazıyordum, ders anlatıyordum arada kızıyordum hayali öğrencilerime baya bağırıyordum galiba ki annemin gelip uyardığını hatırlıyorum. :)) Bu özentilik bir süre devam etti ama tebeşirle bir yerlere bişey yazma keyfini hala çok severim. Beyaz tahtalar o tadı vermiyor maalesef tebeşir şart he bir de eğitim! :)

4. Çocukluk kahramanın kimdir?

Bu soruyu biraz düşündüm yani kahramanlık derken nasıl bir şeyi kast ediyor olmalı ya da ne bekleniyor diye. Çok derinlemesine düşünmeyince Sailor Moon diyesim geldi. Özel güçleri olan biri sonuçta. Evet çok düz mantık oldu. :) Ama çok seviyordum ve her bölümünü iple çekiyordum. Bir de Sailor Moon demişken aklıma geldi. Konu konuyu açıyor işte. :) Bir tane hocamız vardı İngilizce derslerimize geliyordu orta okulda. Aynı bu animedeki Mamoru karakterine benziyordu. :)) Valla ya inanmıyorsunuz şimdi ama çok benziyordu ben de zaten anime için ölüp bitiyorum hocamız her derse geldiğinde ağzım açık dinliyordum öyle. Yabancı dile yatkınlığım ilk böyle başladı iştee hahah eğlendim gece gece.



5. Gereksiz bir yeteneğin var mı?

İlk aklıma gelen şeyi söylüyorum. Hazır mısınız?
Arada bu güzide yeteneğime sinir olduğum da oluyor daha doğrusu insanlar sinir oluyor. Çok güçlü biri olmamama rağmen şişelerin kapağını deli kuvvetiyle sıkma özelliğim var. Galiba içeceğin asidi kaçmasın düşüncesiyle oluştu ama öyle bir sıkıyorum ki bazen evde kimsenin açamadığı oluyor. Neyse en azından içecek heba olmuyor. Bence faydalı bir yetenek! :)

6. Hastası olduğun bakkal ürünü hangisi?

Ayy en kolay sorulardan biri de bu çünkü cevabı çok bariz benim için.

Cino!!!

Yani bu öyle bir sevgi ki İstanbul'a ilk taşındığımda evimizin yakınındaki markette satıldığını öğrenince havalara uçtum. Bir de fiyatı 25 kuruştu. Eve dönerken 10'ar 10'ar alıyordum. Bakkal amca valla bunları bir sen bir de başka bir kız var o alıyor, sizin için getiriyorum diyordu. Hatta üşenmeyip arkadaşlarıma da alıp götürüyordum acayip seviniyorlardı. Cino demek çocukluk demek. Portakallısı, limonlusu bir de kayısılısı vardı sanırım. Portakallısı çok tatlı oluyor diğerleri daha güzel. Oradan taşınınca cino da yiyemez olduk peh! Olsun her daim kalplerin 1.si kalmaya devam ediyor kendileri. ^^

7. En saçma zevkin? 

Kahve telvesi yemek! :))
Bunun nedeni ne bilmiyorum demir eksikliği olabilir dediler ama bilimsel anlamda araştırmışlığım yok. Eskiden toprak filan yerdim hele yağmurlu havalarda offf hala canım çekmiyor değil. Bu demir eksikliğindendi cidden. Ama kahve telvesiii... Ofiste türk kahvesini sırf bu zevk için içiyorum. Önce kahveyi güzelce hüpletiyorum sonra kalan kahveyi tadına vara vara yiyorum. Biraz acı oluyor ama olsun. Benim telve yememe de herkes alıştı. Başta ne yapıyorsun diyorlardı ama artık çok şaşıran olmuyor. :) Kahve telvesi kalp ben.

Benden bu gecelik bu kadar canlarım. Sizin cevaplarınızı da çok merak ediyorum. Özellikle en saçma zevkin sorusuna gelecek saçma cevapları dört gözle bekliyorum. :))

Sevgiler
Mutlu Keçi


Yorumlar

  1. Blog teman kalp ben, söylemeden geçemiiicğim keçicim. Yeni siten de hayırlı uğurlu olsun.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. canım ilham kedisi, beğenmene sevindim pek çok teşekkürler. :)

      Sil
  2. Çok güzel bir yazı olmuş Gülümsedim Bakkal olayı muhteşem :)

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Belgrad- Ohrid- Üsküp (Balkanlar 1. Kısım)

Belgrad- Novi Sad (Balkanlar 2. Kısım)

İlk Çekilişim!!!

Neler yapıyorum?

İtalya Gezi Rehberi / Gün 1 (Bologna - Floransa)