29 Aralık 2015

Yeni yıl kararlarım, Lviv, hayaller ve Mutlu Keçi!

Merhaba sevgili dostlar! Umarım buralarda hala birileri vardır. Kahvenizi, çayınızı hazırlayın ve bu bir miktar uzunca yazıyı okumaya hazır olun diyorum. :)

Öncelikle yine düzenli yazacağım deyip haftalarca buraya uğramamışım. Bolca dizi izlediğim bir dönemden geçiyorum da fırsat olmuyor yazmaya. (Dil çıkaran smile) Ve ciddi manada güzel diziler izleme fırsatı buldum. Daha detaylı yazılar da gelecek bu konuyla ilgili olarak ileride ama özellikle şu üçlüye dikkat diyorum. :)

1- Narcos
2- Outlander
3- The Killing

Neyse efenim ben asıl konuya döneyim;

2015 bitti bitecek ama bu Mutlu Keçi neden hala yeni yıl yazısı yazmadı dediğinizi duyar gibiyim. Hazır olun, işte geliyor!


**Kısaca özetlemek gerekirse 2015 kişisel olarak baktığımda benim için hayallerimin bir kısmını gerçekleştirebildiğim çok güzel bir yıldı. Hayatımda yepyeni bir süreç başladı. Mezun oldum. İstanbul'a taşındım. Bir işim var. Bir kedim var "kekik" hanım. Erkek arkadaşımla aynı şehirde yaşıyorum. Kendi evim var ve ilk kez Christmas denilen şu güzel zamanı tam manasıyla yaşıyorum. Evimizde çam ağacımız, hediyelerimiz, bolca çikolatamız var. ^^ Noel müzikleri eşliğinde geçip giden günlerin içindeyim. 

Ve biz yeni yıla 2 gün sonra Ukrayna Lviv'de giriyor olacağız. Çok heyecanlıyım. Evet bu konudan hiç bahsetmedim ve sürpriz olsun istedim biraz. :) Yarın yola çıkıyoruz. İlk kez neredeyse hiç araştırma yapmadan bir yolculuğa çıkacağım galiba. Kaç gündür koşuşturmaca içerisindeyiz. En kalınından montlar, atkılar, bereler alındı. Bavulumu da hazırlayınca işlerim bitecek. Hala sanki giden ben değilmişim gibi bir garip hisler içindeyim. 2016 benim için oldukça renkli ve heyecanlı başlayacak anlayacağınız umarım da böyle devam eder. Hepimiz için böyle olsun! 

12 Aralık 2015

İyi geceler notu!

Bugün bu çok güzel ve anlamlı yazıyı okudum ve sizlerle de paylaşmak istedim. Tam da alıp baş ucuna asmalık değil mi? Canınız her sıkıldığında bakıp feyz alırsınız mesela. Ben çok sevdim, siz de beğenirsiniz umarım. :)



Dua
Tanrım, beni yavaşlat.
Aklımı sakinleştirerek, kalbimi dinlendir.
Zamanın sonsuzluğunu göstererek, bu telaşlı hızımı dengele.
Günün karmaşası içinde bana sonsuza kadar yaşayacak tepelerin sükunetini ver.
Sinirlerim ve kaslarımdaki gerginliği, belleğimde yaşayan akarsuların melodisiyle yıka, götür.
Uykunun o büyüleyici ve iyileştirici gücünü duymama yardımcı ol.
Anlık zevkleri yaşayabilme sanatını öğret.
Bir çiçeğe bakmak için yavaşlamayı, güzel bir köpek ya da kedi okşayabilmek için durmayı, güzel bir kitaptan birkaç satır okumayı, balık avlayabilmeyi, hülyalara dalabilmeyi öğret.
Her gün bana kaplumbağa ve tavşan masalını anlat.
Hatırlat ki, yarışı her zaman hızlı koşanın bitirmediğini, yaşamda hızı arttırmaktan çok daha önemli şeyler olduğunu bileyim.
Heybetli meşe ağacının dallarından yukarıya doğru bakmamı sağla.
Bakıp göreyim ki, onun böyle güçlü ve büyük olması, yavaş ve iyi büyümesine bağlıdır.
Beni yavaşlat Tanrım ve köklerimi yaşam toprağının kalıcı değerlerine doğru göndermeme yardım et.
Yardım et ki, kaderimin yıldızlarına doğru daha olgun ve daha sağlam olarak yükseleyim.
Ve hepsinden önemlisi...
Tanrım bana, değiştirebileceğim şeyleri değiştirmek için cesaret, değiştiremeyeceğim şeyleri kabullenmek için sabır, ikisi arasındaki farkı bilmek için akıl ve beni aşkın körlüğünden ve yalanlarından koruyacak dostlar ver.
Eski bir Hitit Duası. (MÖ 2000)

6 Aralık 2015

Bir mutluluk sebebi olarak: Aralık!

Aralık...
En sevdiğim aylardan bir tanesi. En sevdiğim 2. ay da olabilir. Eylül'den sonra. He bir de Nisan'ı çok severim. Her mevsimden bir tat. :) Yaz'ı hiç sevmem mesela.
Hazır Aralık da gelmiş iken ben yavaş yavaş yeni yıl kararlarımı, hayallerimi düşünmeye başladım bile.
Yazmayı özlemiş olsam gerek boş bir sayfa açıp neden bahsetsem acaba diye düşünüp biraz oyalandıktan sonra kafamdan geçenleri içimden geldiği gibi buraya aktarmaya karar verdim. Tam da güzel bir bölüm dizinin ardından keyfim de yerindeyken neden blog yazmayayım ki dedim!
Kendi kendime kızdığım çok şey var, istemesem de oluyor çoğu kez. Yani aklımdaki çoğu şeyi yapmıyorum, yetiştiremediğimi düşünüyorum ama bu sadece bahane gibi geliyor bazen. Her zaman değil tabi. Çünkü gerçekten çok yorgun olduğum zamanlar oluyor. Kendime de çok yüklenmeyeyim şimdi. :)
Sorun galiba iş dışında kendime çok vakit ayıramamam ile ilgili. İzmir'de gerçekten çok daha renkli bir sosyal yaşantım vardı. Onu geçtim sürekli yeni şeyler yapıyordum. Origami kursu, tiyatro, fotoğraf ve daha başka şeyler... Şimdi bunların hiçbiri yok. Kurs, atölye vs. koskoca İstanbul'da yok mu derseniz tabi ki var. Ama çok pahalı. Ben de öyle bir yükün altına girmek istemiyorum. Kadıköy'de çok güzel ücretsiz kurslar var aslında. Keşke orada ikamet etme şartı aramasalarmış mesela. (üzgün surat)
Ben de en azından hafta sonları keyifli vakit geçirmeye çalışıyorum kendi çapımda. Yeni zevklerim de oluştu bu arada. Mesela makyaj! :)) Yeni yeni şeyler keşfediyorum, deniyorum. Aslında keyifli bir şeymiş diye düşünmeye başladım. Hala eyeliner olayını beceremiyorum ama olsun.
İnsanın her manada kendine bakması, kendini sevmesi, saygı duyması önemli şey bence. Bunu her anlamda yapmak lazım. Beslenmene dikkat etmekle, sporla, hijyenle, kendine bakmakla, dış görünüşüne özen göstermekle, ruhuna iyi gelen şeyleri keşfetmekle, çok okumakla-izlemekle... olabilecek şeyler bunlar. Bunları yapmadıkça ve kendi kendine homurdandıkça insan hem yerinde sayıyor, hem de geçip giden zamana hayıflanıyor.

Bu arada sizde farkındasınızdır uzun zamandır film-dizi-kitap yazısı paylaşmıyorum. Neden diye soracak olursanız nadiren izliyorum ya da okuyorum. Eski performansıma dönüşüm yakındır ama bu durumdan oldukça sıkıldım.

Ne çok konuştum yahu! Yazım biraz karamsar gibi gelebilir ama değil. Aksine yazdığım için rahatladım. Şimdi kaldığımız yerden devam edebiliriz. 2 haftadır yazmıyorum sanırım. Kısa kısa başlıklarla şu geçen zamanda yaptıklarımdan bahsedeyim biraz sizlere.

1- Benazio Coffee

Kadıköy, Yeldeğirmeni'nde çok tatlı bir cafeye gidilir. Arkadaşlarla buluşulur, bol bol sohbet edilir, kahkahalar atılır, iyiki birlikte eğlenebildiğin insanlar var diye düşünürsün. Bu arada ufak bir not benim için arkadaşlıkta en önemli kriterlerden biri de birlikte benzer şeylere gülebilmek galiba. Genelde öyle olduğu zaman daha çok seviyorum onları. :)




15 Kasım 2015

Mutlu Keçi Kitap Fuarı'nda!


Günlerden Cumartesi yani dün kitap fuarına gitmeye karar verdik. Annem 2 haftadır İstanbul'da yanımdaydı. Dün önce onu yolcu ettik. Ardından Dudullu'dan Beylikdüzü'ne doğru olan uzuun ve yorucu yolculuğumuz başladı. İstanbul'da en ama en sevmediğim ulaşım aracı metrobüs. Çok mecbur kalmadıkça kullanmıyoruz zaten ama dün mecburduk. O ne kalabalık öyle yahu! Neyse ki oturacak yer bulduk. Yaklaşık 2 buçuk saatte Beylikdüzü'ne gittik. İner inmez gözlerim koca koca açıldı şaşkınlıktan. Ben böyle bir kalabalık hele ki kitap fuarında hiç ama hiç görmemiştim. Gidenler biliyordur belki. Tüyap'a varabilmek için durakta indiğinizde bir üst geçit var oradan geçmeniz gerekiyor. İşte o üst geçit yüzlerce insanla birlikte kilitlenmiş haldeydi. Gerçekten görülmeye değer bir tabloydu. Biz de anılarımızda yer alsın diye fotoğrafını çekmeyi ihmal etmedik tabi.



10 Kasım 2015

Film/kitap önerisi istiyoruum!



Sevgili blogger dostlar,

Blogta bu sefer her zamankinden farklı olarak ben sizden güzel öneriler istiyorum. Bu aralar ne izlesem diye düşünmekten yoruldum ve bir an evvel güzel bir şeyler bulup izlemek istiyorum. O yüzden son zamanlarda izlediğiniz ve sevdiğiniz filmlerden birkaç öneri alsam pek hoş olur vallahi.

Bunun dışında malum kitap fuarı sezonu açıldı. Önümüzdeki hafta sonu Tüyap'a gideceğiz. Aklımda birkaç şey var ama yine de sizin mutlu keçi şunu okusa kesin sever diyeceğiniz kitap önerileriniz var ise duymayı çok isterim.

Haydi pamuk eller cebe! :)


9 Kasım 2015

Pek tatlı bir hafta sonundan.

Geçtiğimiz haftalarda erkek arkadaşımla evde çok sıkılıp ne yapsak diye düşünürken ani bir kararla oyuncak müzesine gitmeye karar verdik. Oyuncak müzesi Göztepe'de bulunuyor. Sunay Akın'ın yıllarca değişik ülkelerden toplayıp bir araya getirdiği-biriktirdiği oyuncaklardan oluşuyor müze. Yanlış hatırlamıyorsam 4 ya da 5 katlı bir ahşap binaydı. Her katta ayrı konseptlerde oluşturulmuş odalar mevcut. Bir sürü çocuk vardı çığlık çığlığa koşuşturan. Beni şaşırtan bir o kadar da bizim gibi yetişkinlerin gelmiş olmasıydı. Girişte öğrenciler 9 diğerleri 12 lira ödüyor. En üst kattan alt kata doğru gezmeye başlıyorsunuz. Benim favorim kibrit kutusu içine yerleştirilmiş minnacık oyuncaklardı. :) Bu arada oraya giderken yağmur da başlayınca yolda romantik dakikalar yaşadık sevdicekle. Çok eğlenceli fotoğraflar çıktı ortaya. Hatta video bile çektik. İnstagram'dan takip edenler görmüştür. Son zamanlarda bolca video paylaşıyorum. Video işi hoşuma gitti. Sonra dönüp izlemesi keyifli oluyor epey. Oyuncak müzesinden dönüşte kendimizi İkea'ya attık. Evin eksikleri bitmiyor, bitemiyordu. :) Askı, ufak saklama kapları, makyaj aynası gibi şeyler aldım evciğime.





29 Ekim 2015

Mutlu Keçi Dönmüs Diyollağ!

Hey, hey, hey!!!

Ben geldim sonunda evet gelebildim. Çok çok çok özledim yazmayı. Bloğum için bir şeyler planlamayı da çok özledim. Neredeyse 1,5 ay olmuş yazmayalı. En son 9 Eylül'de yazmışım iki üç satır bir şey. 

Bu kadar süredir ne yapıyordun diyenler için; sıkı takipçim iseniz tumblrda biraz bir şeyler yazmıştım bu konuyla ilgili ama bloğumda bu konuya hiç yer vermedim tabi ki. O yüzden hemen kısa bir özet geçiyorum. 

Evet, sonunda taşındım ve kendime uygun bir ev bulabildim. Çatı katı dairemi ne kadar sevdiğimi bilmiyor olamazsınız sanırım. Zaten yaz döneminde oldukça da keyfini çıkarttım evin. Özellikle akşamları hava karardıktan sonrası inanılmaz keyifliydi. Canı sıkıldıkça gökyüzüne bakan biri olarak tam da benim zevkime hitap eden bir yerdi. Ancak yazın çok sıcak kışın da çok soğuk olması durumu pek benlik bir şey değildi. (Kışları çok üşürüm evet!) Kaldı ki zaten geçici süreliğine yaşadığım bir yerdi.
Her neyse şu an taşındığım yer ise tamamen tesadüfen karşıma çıktı. Başka bir ilan için bir emlakçıyı arayacaktım, yanlışlıkla şu an evi tuttuğum emlakçıyı aradım ve olaylar gelişti diyelim. :) Memnun muyum diye soracak olursanız, evet, epey mutluyum. Bazı dezavantajları olsa da huzurluyum evimde en önemlisi de o. Bir de ev arkadaşı sorunsalı ile uğraşmak zorunda kalmadım. 2balık1kedi şakayla karışık erkek arkadaşın ile tutsan ya demişti zamanında. O zaman imkansız gibi gelmişti ama imkansız diye bir şey yoktur tezini bir kez daha hatırlattı sağ olsun hayat bana. Çok tatlı bir semtte şirin bir ev tuttum özetle sevgili arkadaşlar. :) Zaten ilerleyen günlerde bolca fotoğraf göreceksiniz. 

Taşınma faslı o kadar uzun sürdü ki üf bitmek bilmedi. Ailelerin de desteği ile tatlı tatlı eşyalar aldık. Eksiklerim var hala tabi ki ama çoğu şeyi aldım ihtiyacım olan ve tamamen kendi zevkime göre yaptım her yeri mis gibi abartısız bir şekilde.  Ben ev konusuna hiçbir zaman sadece gelip uyunacak bir yer gözüyle bakamadım. Yani tabi ki uyuyacağız ama neticede otel de değil yani kaldığın yer. "Yaşayan" bir ev olmasını istiyordum. Bence çok da güzel oldu. :) Renkli renkli yine her şey. Ama bu sefer bir miktar daha yumuşak tonlar oldu gibi. Evi ve eşyaları taşıdık evet ama benim tam anlamıyla toparlanmam ancak geçtiğimiz hafta gerçekleşebildi. Ben de sırada kafamdakileri toparlamak var diyerekten soluğu burada aldım.

9 Eylül 2015

Kısacık bir merhaba.

https://www.pinterest.com/pin/20547742021434325/

Merhaba,

Sadece ufak bir selam vermek istedim. Buradayım. Yazmıyorum evet ama buradayım. Olup biten her şeye üzülmekle meşgulüm. He bir de gerçek manada da çok meşgulüm. Taşınıyorum. Ev tuttum. Bugün alışverişle geçti. Çok cici şeyler aldım. Haftaya taşınmış olurum. Hatta yeni evimden yeni bir yazı bile yazarım hemen. Ama bu aralar hiç vaktim yok maalesef. Tam mutlu hissederken son günlerde yaşanan kötü olayları anımsıyorum ve içime bir fil oturup kalıveriyor oracıkta. Şu an yeni keşfettiğim bir müzisyeni dinliyorum bir yandan. Cihan Mürtezaoğlu. Tavsiye ederim. Son olarak da içimden geçenleri yansıtan şu şiirle bitivereyim bu kısa ama aslında bir o kadar da çok şey anlatmak isteyen yazıyı.

Memleket isterim
Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;
Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.

Memleket isterim
Ne başta dert, ne gönülde hasret olsun;
Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.
...

Cahit Sıtkı Tarancı

Görüşmek üzere,
Mutlu Keçi





1 Eylül 2015

100 Happy Goat Days #Day28

Mutlu günlere kaldığımız yerden hiç ara vermemişçesine devam ediyorum arkidişler. Lütfen siz de çok çaktırmayın. :)

Hafta sonum inanılmaz yorucu ama bir o kadar da keyifli geçti. Öncelikle Cumartesi sabahı erkenden yola çıkarak soluğu Burhaniye'de aldım. Kuzenimin nişanı için. Balıkesir Burhaniye'ye ilk kez gidiyorum. Akşam üzeri gördüğüm için tam olarak bir şey diyemeyeceğim ama tatlı bir sahil kasabası edasında. Kuzenim aynı zamanda süt kardeşim olan Ömer ve sevgilisi Deniz'in nişan törenleri için gittik tüm aile. Ama nasıl güzel bir araya geldik anlatamam. Ben İstanbul'dan geldim kardeşim Konya'dan bir diğer kuzenim Çanakkale'den annemler İzmir'den. Ay çok keyifliydi. Nişanın yapıldığı yer Zeytin kafe isimli tatlı minik bir mekan. Biz bize olduğumuz için yeterli geldi. Deniz ve arkadaşları çok da güzel dekore etmişti her yer rengarenk kurdele ve ışıklarla bezeliydi. Çalan şarkılar ortamdaki genç nüfusun ağırlığı nişandan çok bir parti havasına soktu ortamı. Uzun zamandır bu kadar eğlenmemiştim. Nişan kuzenimin ve kız arkadaşının özel olarak hazırladığı dans ile başladı. Timur Selçuk'un Sen Neredesin şarkısında dans ettiler. :)



23 Ağustos 2015

Neler yapıyorum?

Uzun aradan sonra herkese koca bir merhaba!

Mutlu günlerden uzakta yer yer mutlu olsam da sıkıntılı günlerin içindeyim. Aldığım kötü bir haberle günlerce kendime gelemedim. Çok üzgündüm. Sonra hayat devam etmeye başladı. Her zaman olduğu gibi. Günler günleri kovaladı. Arada mutlu olduğumu hissettikçe kendimi suçlu hissettiğim bile oldu. Sonrası ise kabullenme süreci.

Bu aralar ise ev bulmaya çalışmak fena halde canımı sıkıyor. Çalıştığım şirket Anadolu Yakası'nda olduğu için yine bu dolaylarda ev bakıyorum daha doğrusu ev arkadaşı arayan birilerini arıyorum, ama yok. Kendi başıma eve çıkmak da maddi açıdan çok zorlayacak beni. Bilmiyorum nasıl halledeceğim bu durumu. Sürekli kafam bu konuda olduğu için ne işime odaklanabiliyorum ne de keyifle film izleyebiliyor ya da başka bir şey yapabiliyorum. Umursamamak elde değil. Çünkü eninde sonunda şu an kaldığım yerden çıkacağım gün gelecek ve o da çok uzun zaman sonra sayılmaz.
Neyse öyle işte dertliyim baya bu aralar. Ev konusu dışında günlerim işe gidip gelerek, arkadaşlarımla görüşerek, serviste kitap okuyarak, dizi-film izleyerek geçip gidiyor.


Son zamanlarda Woody Allen filmlerine sarmış durumdayım. Blue Jasmine çok güzeldi mesela. İzlemeyenlere de tavsiye ederim. Kate Blanchett harikalar yaratmış. Galiba bütün Woody Allen filmlerini izleyeceğim. Zaten bu aralar değişik haller içindeyim. Çok fazla dizi izlemekten olsa gerek artık filmlere odaklanamıyorum ya da sıkıcı buluyorum. Blue Jasmine ise tek nefeste bitti gibi izlerken. Çok keyifliydi. İnsan ilişkilerine odaklanan filmleri seviyorum galiba.
Siz en çok hangi Woody Allen filmini seviyorsunuz ve neden? Bu sorum özellikle Elif'e gitsin! :)

Dizilere gelecek olursak erkek arkadaşımla birlikte başladığımız ve devam etmeye çalıştığımız diziler sırasıyla şu şekilde:


5 Ağustos 2015

100 Happy Goat Days #Day27

Gün 27: İş zamanı molaları ve eve dönüş yolunda beslediğim mahallemizin kedileri bugünün mutluluk sebepleriydi.

İyi geceleer!


3 Ağustos 2015

İzlenesi bir İngiliz Gençlik Dizisi: My Mad Fat Diary


Uzun zamandır herkese tavsiye etmek istediğim bir dizi My Mad Fat Diary. Harika bir İngiliz dizisi. Nasıl oldu da başlamaya karar verdim bilmiyorum. Hep gözüme çarpardı ama bir türlü izlemek istediklerim arasında yer bulamazdı kendine. Şu an detayları hatırlayamasam da zevklerine güvendiğim birinin yazısında denk geldim sanki. Ya da başka bir sitede. Neyse işte bir şekilde ben bu güzelim diziye başladım ve ba-yıl-dım! Ben bir dizide karakterlere ısınamadıysam o dizi ne kadar harika, müthiş, kült filan olursa olsun ilerleyemiyorum. Bu dizi ise daha ilk dakikalarından içine aldı beni. Dürüst olmak gerekirse başroldeki karakter Rae ilk bölüm itibariyle çok da sempatik gelmedi bana. İlerleyen bölümlerde ise o sorun da ortadan kalktı. Yan karakterler ayrı bir dünya zaten hepsi birbirinden renkli.


Dizinin hikayesi ise lise çağındaki bir genç kız olan Rae'in insan ilişkileri, ailesi, arkadaşları, dış görüntüsü, kiloları.. ile alakalı olarak günden güne toplumdan kopuşu ve çözümü intiharda bulması üzerine kurulu. Biz ilk bölümden itibaren Rae'in intihar girişimi sonrası tekrar evine, yaşadığı kasabaya ve sorunlarına dönüşünü ve bunlarla başa çıkma çabalarını izliyoruz. Tüm bu kasvetli olayları yer yer hüzünlü de olsa genel olarak eğlenceli bir atmosferde sunuyor yönetmen. O yüzden izlemesi keyifli güzel bir gençlik dizisine dönüşüyor. Psikoloğun önerisi üzerine günlük tutmaya başlayan Rae gerçek hayatta yaşadığı sorunlarla bu şekilde başa çıkmaya başlıyor - kendi hayal dünyasında yaşayarak- Her bölümde mutlak surette Psikolog(Kester) - Rae buluşmasına yer veriliyor ve genellikle bu sahneler altı çizilesi repliklerden oluşuyor. Durup durup kendimi sorguladığım çok an olmuştur. Arkadaşlık ilişkileri bakımından da çok tatlı sahneler bulunmakta. O yaşta olup öyle coşku dolu arkadaşlara sahip olmak istiyor insan izlerken. (Sanki yaşım kaç, evet!) Çok tatlı demişken çok gerçekçi sahneler de var tabi. Yeni girilen bir ortamda yaşanılan zorluklar, "kızların dünyası" ya da aşk ilişkileri adına güzel sekanslar barındırıyor.

My Mad Fat Diary benzerlerinden çekim tekniği ve kurgusuyla da ayrılıyor. Şahane bir jeneriği ve tarzı var. Aşağıda örneklerini göreceksiniz. :)




31 Temmuz 2015

Happy Goat Days #Day26

Neredeyse 1 hafta olmuş. Aslında mutlu günler devam ediyordu ama nedense bir türlü bir araya getiremedim sözcükleri bu hafta. Biraz yoğundum galiba. Neyse bu hafta sonundan beri beni mutlu eden şeylerden bahsedeyim kısaca. :)

Geçen Cuma ev bakmaya Maltepe taraflarına gittik. Begenemedik malesef. İstanbul'da ev bulmak ne kadar zor ya. Umarım buluruz uygun bir yer. O konuyu düşündükçe epey içimi sıkıyor, o yüzden düşünmemeye çalışıyorum. Ev bulamadık ama tombik tatlı bir velet bulduk. Zar zor kaldırdım valla. Tam bir yumak! :)


Cumartesi ise işle alakalı bir eğitim için Bostancı Dedeman oteldeydik. Keyifli geçti sayılır. Eğitim sonrası ise eve gelip güzelce yemek yiyip bolca kekik (erkek arkadaşımın kedisi) sevdikten sonra Kuzguncuk'ta aldık soluğu. Gitmeden evvel bir de kekik hanımı yıkadık güzelce. Çok korktu çok. Bır daha zor yıkarız. :)


ilk mahsuller. 
Kuzguncuk çok cici. Bir türlü gidememiş olsam da Nail kitabevi de açıldı tam oldu. Biz genelde cinaralti kafede oturuyoruz sahil tarafındaki.



Pazar günü ise arkadaşlarımızla Caddebostan taraflarına gittik. 1 aydır çatıda kullandığımız sandalyelerin de açılışını yaptık böylece. Çok keyifli bir hafta sonu oldu.


Hafta içi isee çok hızlıca geçti. Çarşamba günü İzmit'ten arkadaşım geldi. 2 gün onu misafir ettim. İş çıkışları gezdik bolca. Bir gün Kadıköy, Moda taraflarında diğer gün ise Beşiktaş, Ortaköy semalarındaydık. Ortaköy'den nefret ettim. İğrenç bir kalabalık vardı. Moda ise her zamanki gibi favori yerlerim arasında.


 Bir de kendi kendime bir karar aldım. Böyle bir yere gittiğimde nerede yesek nerede bir şeyler içsek sorunsalına çare niteliğinde güzel yerlerin bir listesini barındıracağım. Normalde manuel yapmayı düşünüyordum bu olayı ama o baya zor olacak bir de aradan belirli bir zaman geçtikten sonra orası neresiydi ya diye düşünmeye başlayacağım. O yüzden bu işi akıllı telefonum ne güne duruyor diyerekten onunla halletmeye karar verdim. Bunun için "zomato" uygulamasını kullanacağım. Bugün yavaştan listeye başladım hatta. Listedeki yerleri deneyimledikçe burada da bahsederim zaten.
Sizin Kadıköy-Moda civarlarında önerebileceğiniz güzel yerler var mı pekii? :)


Bu arada arkadaşım dün döndü evine. Ben de eve geldiğimde evi toparladım, bulaşıkları yıkadım. Erkek arkadaşımla güzel bir yemek hazırladık, afiyetle yedik. Yeni bir diziye başladık bir de "Mr. robot" Şimdilik fena değil şeklinde ilerliyoruz, öyle çok ayılıp bayılmadım. Ama bir şekilde izlettiriyor kendini. Başka diziler de var hakkında yazacağım ama başka bir yazıya bırakıyorum o işi.


Bugün çok kötü başlayan bir gün oldu esasında. Can sıkıcı şeylerden çok bahsetmek istemiyorum burada. Sadece ev olayında yine başa döndüğümü söyleyebilirim. Ev arkadaşı aramaya başladım yine ve yaklaşık 1 buçuk ay içinde kesinlikle bulup çıkmam gerekiyor her ne kadar bu evden ayrılmak istemesem de. Bazen gerçekten çok zorlanıyorum. Özellikle bu ev mevzuları, pahalı kiralar, insanlarla olan mecburi diyaloglar vs. çok canımı sıkıyor. Umarım tutunabilirim diyorum bu şehirde. Neyse bakalım..


Ancaaaak şu an elimde sek çilekli sütüm ile ay tam tepemde, bulutlar hızlıca geçip giderken ve soğuğa rağmen 2 kat hırkayla terasta bu müzik eşliğinde bu yazıyı yazarken pek huzursuz olamıyorum ne yalan söyleyeyim. Huzur, içimizde bir yerlerde hep ve onu açığa çıkaracak ufak hamlelere ihtiyaç duyuyor. Ara ara mutsuz olsam da -herkes gibi- kendimi iyileştirebiliyorum ve bu huyumu çok seviyorum. Şimdilik benden bu kadar. Yeni bir günde görüşmek üzere. :)



İyi geceler.

24 Temmuz 2015

100 Happy Goat Days #Day25



Gün 25: Ülkemizde onca kötü şey yaşanırken mutlu anları burada paylaşmak ne denli doğru bilmiyorum ama bu da bugünden geriye kalan kareler. Tam mutlu olacakken böğüre oturan o öküz de olmasa keşke. Hayat bu kadar acımasız olmasa, sevsek sevilsek, yaşasak ve yaşatabilsek. Ah, keşke..

22 Temmuz 2015

Bu Aralar Ben..

Miribaaaaa,

İşten eve gelmiş yorgun argın ne yesem diye düşünürken biraz müzik dinleyip yazı yazmaya karar verdim, malum yazmayalı yine günler olmuş. Hava da serin mi serin oh değmeyin keyfime. Mutlu keçinin mutlu günleri yer yer mutlu yer yer bulutlu geçip gidiyor ancak buraya yazmak için yeterli motivasyonu bulamıyordu. İşte o aradığı motivasyon bir anda ufak bir ezgiyle birden konuverdi şuracığa. Ah, şu notaların gücü.

Nereden başlasam nasıl anlatsam bilmiyorum aslında bahsetmek istediğim onlarca şey var. İş hayatına adım attığımdan beri yazılarımın da adedi ve uzunluğu değişiverdi. Çünkü gerçekten de düşüncelerimi toparlayıp buraya aktarmak isterken baya efor sarfediyorum. Hala çalışmaya alışamamış keçinin hali budur işte dostlar. 1 ay oldu hatta 1,5 ay ve ben hala eski düzenime dönebileceğim günlerin hayallerini kuruyorum. Şu yorgunlukla başa çıkmanın bir methodu olmalı. Esasında çok da yorucu bir iş değil ama sabah erken kalkıp eve geldiğimde sahip olduğum 5 saatlik süreci nasıl değerlendireceğimi düşünürken zaman geçip gidiyor. İş dediğimiz şey neden bütün hayatımızı kaplamak zorunda ki?

Bugün yine kendi kendime düşünüyordum hatta dayanamayıp arkadaşımla da paylaşıverdim. Eskiden kendimle bolca baş başa kalır ve gerçekten bundan çok keyif alırdım ve kendimce kaliteli vakit geçirdiğimi düşünürdüm. Masama oturur defterlerimi düzenler, manuel olarak bir sürü şey yazar, listeler tutar, bloğuma yazılar yazar, filmler izler, diziler keşfeder, kitap okur, kedimle oyunlar oynar, müzik dinler, bazen de boş boş yatıp tavana bakar hayaller kurardım sadece. Bazen de çok sıkılırdım. Sıkılmanın ne değerli bir şey olduğunu şimdi şimdi anlıyorum be blog. Sıkılacak boş vakitlerim vardı bolca. Arkadaşlarım vardı her canım sıkıldığında görüşelim diyip görüşebildiğim. Şimdi her buluşma büyük bir olay, tam bir muamma. Hafta içi canım pek bir şey yapmak istemiyor zaten. Eve gidip güzel bir yemek eşliğinde sevdiğim diziyi izleme hayalleri kuruyorum sadece. Ama bu şekilde olmasını istemiyorum ben. Yani çok daha verimli geçirmeliyim zamanımı. Bugün de bunları düşündüm işte. Artık odamda kendimle neredeyse hiç vakit geçirmiyorum, bir şey üretmiyorum, yazı bile yazamıyorum. Dedim kiii, "Bak mutlu keçi tamam yeni başladın işe, evet zorlanıyorsun, tek başına yaşamak zor, aileni özlüyorsun(burada gözler hafiften nemli) ama artık silkin ve kendine gel. Sen bu değilsin! Belki her zaman biraz tembel ve üşengeçtin ama şu an hayatını bir düzene sokman gerekiyor ve bir yerden başlaman gerek!" İşte bu yazı da bu kararın ilk adımı oluverdi. Aslında niyetim o değildi yazmaya başlarken ama şu an fark ediyorum ki bu yazının bir misyonu var. Bloğuma ve eski güzel alışkanlıklarıma-hobilerime geri dönüş yazısı oluverdi bak görüyor musunuz? :)

Bu arada 100 Happy Goat Days yazıları tüm hızıyla devam edecek. Yarından itibaren günlük yazılarıma dönüş yapıyorum. Bu ise "bu aralar ben.." yazısı olarak kalsın burada. Biraz da fotoğraf ekleyeyim de şu karamsarlıktan sıyrılalım. Bu arada size önümüzdeki günlerde çok güzel diziler önereceğim ve de filmler. :) He ben hala kitap okuyamıyorum. O konuda tavsiyesi olan var mı?


















Sevgiler
Mutlu keçi


15 Temmuz 2015

100 Happy Goat Days #Day24

24. Gün: Bugün aslında birikmiş günlerin mutluluğu var üzerimde. Hafta sonu ile başlayan zaman zaman sekteye uğrayan ama yine de içimde bir yerlerde beni hiç yalnız bırakmayan tatlı bir mutluluk. İlk kıvılcımını verdiği an belgrad ormanında bisikletlerimizle ormanın derinlikliklerine doğru daldığımız andı. Bisiklet sürmeyi çok özlemiştim çok. Kondisyonum çok kötü ama kendimi çok mutlu ve özgür hissettim o an. Özellikle yokuş aşağı kendini bırakıp saçlarında rüzgarı hissettmek o adrenalini yaşamak o kadar keyifli ki anlatamam. :)





Hafta sonu öyle güzel geçti ki pazartesi sendromunu tam yaşayamadım bile. Dün ise en yakın arkadaşlarımdan birini misafir ettim evimde. Çook güzel sohbetler ettik beraber. Terasta yıldızlara bakarak hayaller kurduk. Çevremizde az da olsa bizi anlayabilecek yapıda insanlar olduğunu bilmek çok güzel. Dün akşama dair bir fotoğraf yok ama bazı anlar sadece hafızalarımızda yer alsa ne olur değil mi? Hatta belki de daha güzel ve özel olur. Öyle işte.

Siz de ne var ne yok? Hala beni okuyan birileri var mı acaba oralardaaa..

Bu arada asıl olayı söylemeyi unuttum, ben yarın İzmir'e gidiyorum. Canım aileme kavuşmaya. :)


12 Temmuz 2015

100 Happy Goat Days #Day23




Bugün alışveriş günüydü. Önce bolca dinlendik sonra da alışverişe gittik. Eve gelince de babil.com'dan yeni kitaplar aldım. Özellikle Sahilde Kafka'ya hemen kavuşup başlamak istiyorum. Murakami cidden merak ettiğim yazarlar arasındaydı. Çok sevindim sonunda yollarımızın kesişmesine. Bu arada yarın Belgrad ormanına bisiklet sürmeye gideceğiz hihi. Şimdi ise Yunan şarkıları eşliğinde bir Cumartesi gecesini daha sonlandırıyorum. 
İyi geceler 23. günden! :)

8 Temmuz 2015

100 Happy Goat Days #Day22 (biraz da iç dökme)





(Bu yazıyı yazarken fonda şu an çalan şarkı -->  https://www.youtube.com/watch?v=om0K7TO9gOY)

Merhabaa, işçi ve yorgun keçi'den hepinize selamlar efenim. Ben yazmayı çok özlüyorum yahu. Bloğu çok seviyorum. Her seferinde iyiki burası var diyorum, benim canım gizli mabedim. Pek gizliliği de kalmadı gerçi. Arkadaşlarım bile artık mutlu keçi diye hitap etmeye başladı. Çok bilinmesini istiyor muydum bilmiyorum ama bir kere öğrenmiş oldular. O yüzden yapacak bir şey yok. Çok kişisel şeyleri burada yazmamaya çalışıyorum zaten ama tumblrda biraz daha içimi dökebiliyorum. Merak edenler bakabilir. Neyse efenim 100 Happy Days'e devam. Her gün yazma sözüm tabi ki yalan oldu ama ne yalan söyleyeyim bu aralar baya yorgun hissediyorum kendimi. Şu an bile yazıyı yazarken esniyorum bir yandan. Günler hızlıca geçip gidiyor. Bir bakıyorum Pazartesi bir bakıyorum Cuma olmuş bile. Geçen gün konuşuyorduk da resmen 6 ay olmuş İstanbul'a yerleşeli. Bu kadar hızlı geçmemeli zaman. Zamanın hızlı geçmesine üzülmemin sebebi belki de tam da hayal ettiğim gibi geçmemesiyle mi alakalıdır acaba? Bilemiyorum ama bir yerlerde bir şeyler eksik ve ben kafamı toparlayıp bir türlü o konuda adım atamıyormuş gibi hissediyorum. Dedikleri gibi cidden burası çok yorucu bir şehir. Çoğu zaman bir şeyleri unutuyormuşum hissi yaşatıyor bana. Bir de blogta tam anlamıyla bu konudan bahsetmedim ama satır arasında bahsi geçiyor hep.
Ben çalışmaya başladım. Kurumsal hayatın bir parçası oldum ivit. İşimi seviyorum ama insanları... İş hayatının ne menem bir şey olduğunu geçtiğimiz şu 3 haftada fazlasıyla hissettim. Zor arkadaşlar zor! Mutluluk yazısı iç dökme yazısına doğru evriliyor gibi. :) Neyse aslında en önemli şikayetim yorgunluk ve erkenden gelen uykum ile alakalı. İşten geldiğimde çok daha fazla şey yapmak istiyorum ama mümkün olmuyor. Hafta içlerim evden işe, işten eve şeklinde geçip gidiyor öylece. Hafta sonları bir şeyler yapmaya çalışıyorum. Aslında kast ettiğim sürekli ev dışında bir şeyler yapmak da değil sadece hobilerime, kendime biraz daha vakit ayırabilmek istiyorum. Rahatça düşüncelere dalıp hayaller kurmak istiyorum mesela. Belki de henüz 3 haftadır çalıştığım için böyleyimdir, zamanla o düzeni oturtabilirim diye düşünüyorum. Siz ne dersiniz ey sevgili çalışan bloggerlar? :)
Bu arada fotoğraflara gelirsek ilki geçtiğimiz hafta çekildi ancak bu hafta fotoğraflar arasında gezinirken çok hoşuma gitti ve böyle bir kolaj yaptım. İsmi de "aile fotoğrafı" oldu. :) Kendine güzel bir köşe bulup mır mırr uyuyan kedicik ise eve giderken çıktı karşıma. Bir süre durup izledim çektikten sonra, nasıl da huzurlu uyuyor. İnsanlardan, trafikten, dedikodulardan ve bir sürü sorundan öte dünyada hissedebileceğimiz ufak ama aslında çok değerli ne güzel anlar var değil mi? Mutluluk bu anlarda gizli işte. Ve son fotoğraf ise "Teras çok güzel, gelsenize!" demek içindi. Kısacası bir miktar şımarıklık ve pofuduk bulut içeriyor. :)

Day 22